Çok ile yok

çok ile yok

Bazen kendimi, elinde çekirdek ve çay ile, cam kenarında oturup, mahalleyi izleyen, kimin, ne dediğini, kimin, nereden gelip, nereye doğru yolda aldığını, kimin, kim ile, ne konuştuğunu, kimin, kimin ile ne tür bir ilişki içinde olduğunu merak eden, insanlara benzetiyorum. Onlar ile benim aramda, sadece iki tane fark var. Bir; onların elinde olan çay, gerçek iken, benim elimde olan çay, sadece hayali. İki; onlar bir tek mahalleyi, mahallede nefes alan insanları izliyor, ben ise, bazen aynada olan kendimi, bazen etrafı, bazen etrafta gezinen insanları, gündemde olan konuları, bazen nefes aldığım ülkeyi, bazen de, değişmeye yüz tutan, dünyayı izliyorum.

Açıkçası kendimi izliyor iken, her zaman olduğu gibi, zikzak hali alıyorum. Kendimi, engellerimi, engelli geçen ve engelli geçecek hayatimi izliyor iken, bir an kendim ile büyük onur ve büyük gurur duyuyor, bir an kendimden iğreniyorum. Bir an nefesime, bin nefes katmak, bir an ise, nefesime anında bıçak vurmak istiyorum. Çünkü düşündüğüm ve hissettiğim şey çok, yapabildiğim tek bir eylem bile yok. Hayata olan sevgim, yaşamaya isteyim çok, fakat kendi bedenime, dilime, hareketime en ufak bir hükmüm yok.

Ben otuz bir yıl boyunca, her an her şeyi izleyerek yaşadım. Çocukluk yıllarımda, evde güzel annemi, gençlik yıllarımda, yüreğime düşen aşkı izleyen ben; şimdi de, çelişki içinde olan insanlığı, tarihi bir zaman diliminden geçen ülkemi ve geçen zaman ile birlikte, kılıfını yırtan dünyayı izliyorum.

Günümüzde nefes alan insanları ve insanlığı izliyor iken, kafama, cevabi çok zor olan sorular gelip oturuyor. Bir yoksunluk eki, bela oldu ruhumuza. Sabır’sız, mut’suz, ar’sız, edep’siz, tahammül’süz insanlara dönüştük. Çünkü dünü unutup, çabuk rahata erdik. Çünkü bisikletten, motora değil de, direk jipe geçtik biz. Çünkü gecekondu tarzı bir evden, küçük ve sevimli bir daireye değil de, tabiri caizse, ışık hızı ile ultra lüks villaya geçtik biz. E hal bu şekilde olunca da, ego çok, tevazu yok oldu ruhumuzda. İsyan çok, vefa yok, şikayet çok, kanaat yok oldu. İslam, sözde çok, özde yok oldu.

Ülkeyi ve dünyayı izliyor iken de, bir taraftan muazzam bir heyecan, inanılmaz büyük bir coşku ve tarifi olmayan bir zevk duyuyor, bir taraftan da, büyük bir tedirginlik ve korku hissediyorum. Çünkü ne yazık ki, geçen yüz yıl boyunca, Haçlı ve batı zihniyeti, büyük başarılara imza attı. Önce Osmanlıyı yıkıp, inkılabı İngiliz, kanunları Fransız, alfabesi Latin olan bir cumhuriyet kurdu. Daha sonra Ortadoğu’ya ateş saldı. Şuan, Filistin, arakan, Halep, Somali, kısacası bütün Ortadoğu kan ağlıyor. Ve şuan, bir tek kendi kurdukları Türkiye cumhuriyeti ayakta. Ve Türkiye özüne dönüp, adaletli şekilde dünyaya hükmetmek istiyor.

Ve ne acı ki; ülke bunları yaşarken, ülkenin rahatlığını yaşayan çok, rahatlığın zekatını veren yok. Gezen tozan, sosyal medyada mutlu olan çok, Allah’a dönüp, kul olmaya çalışan yok. Ve en önemlisi, davayı savunan çok, ama gerçek dava adamı yok 

Ziyaret: 30

Yazar: omerali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir