Kafayı gömsek nefes kalır mı?

Yok yahu; öyle hemen yanlış anlamayın. Birine kafayı gömmekten söz etmiyorum elbette. Hayatımda nefsime uyup, bir defa hata yapmış olsam da, ben hakarete, küfre ve şiddete, şiddet ile karşıyım. Ama her zaman dediğim gibi; kalemimden ötürü başıma bela gelse de, hayat görüşümü de, siyasi fikrimi de, kafayı kuma gömmeden yazıyorsun ve ömrümün son gününe kadar da, yazmaya devam edeceğim. Ha aynı zamanda da, benim fikrim ne şekilde konuşuyorsa, fikrime karşı olan, her fikrin de, o şekilde konuşmasını isterim. Bir zorunluluk yok aramızda. Ne ben, her fikri beğenip, saygı duymak zorundayım, nede her insan, benim fikrimi beğenip, saygı duymak zorunda. Fakat fikirler kavga ediyor olsa da, her insan, her insanın kişilik haklarına saygı duymayı bilecek.

                Ancak ne yazık ki; demokrasi, eleştiri hakkı ve ifade özgürlüğü gibi kavramlar, kirli ruhlar tarafından, çok farklı yerlere çekiliyor. Çünkü Türkiye değişiyor. Türkiye, dünya sahnesinde rol çalıyor. Türkiye özünü, sözü ile de eylemi ile de hamleleri ile de tüm dünyaya haykırıyor. Türkiye büyüyor ve büyüdükçe de, karşımıza, kin ile nefret ile ve öfke ile kirlenmiş ruhlar çıkıyor. Kirlenmiş ruhlar, ne yazık ki, kendi hali ile kalmıyor. Etrafı da kirletiyor, dünyayı da. Çevrede olan insanları da kirletiyor, o insanların duygu, düşüncelerini de.     

            Dediğim gibi; Türkiye büyüyor, Türkiye gelişiyor ve Türkiye yavaş yavaş değişiyor. Türkiye konuşuyor, Türkiye yeni bir şeyler söylüyor ve Türkiye, dünya için yazılan yeni senaryonun, şeklini belirliyor. Türkiye parlıyor, Türkiye zincirlerini kırıyor ve Türkiye, Ayasofya’yı 86 yıl sonra yeniden camii yaparak, Kudüs’e, Mecsid’i Aksa’ya ve hatta Kabe’ye, çok büyük umut oluyor.                  Bütün bunları, dost ta görüp biliyor, tabi ki düşman da. Dost, kurulan yeni dünya düzenini, gücün, batıyı terk edip, yavaş yavaş doğuya geldiğini ve Ayasofya’nın zincirleri kırılması ile birlikte, Türkiye’nin öz ruhuna dönüşünü, gözyaşları ile izliyor, düşman ise, ne olduğunu, ne şekilde olduğunu ve bu gidişin sonu, nereye varacağını bilmiyor.    

             Ne olduğunu anlamayan düşman, elbette pes edip, durmayacak. Hatta bizim, 24 Temmuz günü, cuma namazını Ayasofya Camii’nde kılmamız ile beraber, düşmanın hamleleri, çok daha sertleşecek. Zira; Ayasofya’nın ibadete açılması, bir baş kaldırış, bir meydan okuma ve Türkiye Cumhuriyeti’nin, 97 yıl sonra bağımsızlığını, tüm dünyaya ilan etmesidir. Bu yüzden düşman, artık kartlarını açık oynayacak. Öfkeden gözü karardığı için, üzerimize gelir iken, ağızlarından akan, pis salyalarını silmeyi unutacaklar. Lütfen, düşman saldırır iken, biz kafayı kuma gömüp uyumayalım. Kafayı kuma gömersek, bir süre sonra nefessiz kalacağımızı bilip, ona göre hareket edelim. Aramıza fitne sokup, moral bozmak isteyecekler diri olalım. Ve bizi, Ertuğrul Gazi, Osman Gazi, Fatih Sultan Mehmet, Abdülhamid Han ve Gazi Mustafa Kemal gibi, ortak değerler üstünden bölmeye çalışacaklar oyuna gelmeyelim.

                Şimdi… Şimdi artık, cuma gününü, zevk sefa içinde, beklemek vakti. Şimdi artık, 86 yıllık hasrete nokta koyup, Ayasofya Camii’ne delice sarılma vakti. Ve şimdi, Fatih’in bedduasını, 86 yıl sonra üstümüzden kaldıran başkana, dua etme vakti. Ayasofya bayramın mübarek olsun Türkiye.

Ziyaret: 136

Yazar: omerali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir