ALGI’NIN FENDİ, OLGU’YU YENDİ

        Son günlerde, ülkenin gündeme baktığim vakit, hangi konuya, ne şekilde yorum yapacağimi şaşırıyorum. Evet, her insanin olduğu gibi, benim de bir tarafim var. Ancak aynı zamanda da, tarafı olduğum taraf, benim tarafimda olduğuna dair, büyük şüphem var. İtiraf etmeliyim ki; bugünkü yazının ilk cümleleri gibi, kafam da, oldukça karışik bu ara.

Dünya gündemi de, benim canım ülkemin gündemi de, her zaman olduğu gibi, yine çok yoğun. Dünya üstünde, nefes alan her bir insan, farklı bir fikir üretip, farkli bir şey zikir ediyor. Ancak kimin, ne dediğini, hiç kimse anlamıyor, anlamak dahi istemiyor. Şımardik zira. ‘’ben’’ diyor, başka hiç bir şey demiyoruz. Son zamanlarda, ülke çok fazla rahata erdi. Rahata erdikçe de, millet, etrafa ego tahtından bakmaya başladi. Daha önce çok kez dediğim gibi, dert yok günümüzün insanlarinda. Acı yok, çile yok, uğruna dağlar delecek, büyük bir sevda yok.

Evet, her şey, her insan çok değişti son yıllarda. Dünün ‘’olamaz’’ları, bugün, ‘’olabilir’’ hatta ‘’olacak tabi, bunlar gayet normal şeyler’’ haline geldi. Yaklaşik yirmi yıldir, siyasi ortam ile beraber, insanlarin hayati da, hayata bakışi da, çok değişti. Mevcut cumhurbaşkani, bu ülkenin başına geçti ve bu millete, kırk yıl düşünse, hayal bile edemeyeceği, çok şey yaşattı. Sakın, birini övüp, ülkeye dair, pembe tablo çizdiğimi düşünmeyin. Aksine, bu arsız gidişten, isyanin trend olduğu, bu yeni modelden ve ‘’yapacak tabi işi ne?’’ şeklinde olan yaşam tarzından, çok ama çok rahatsizım.

Rahatsiz olduğum, bir tek bu değil, bir dolu şey var elbette. Misal, haram’ın, helal karşısinda meşru kalmasından şikayetçiyim. Kendini pazarlamaya, ‘’paylaşim’’ denmesine isyan ediyorum. Zevk sefa içinde yaşayıp, yine de bu ülkeye küfür edenleri, gübreden aşaği görüyorum. Ve en önemlisi, altın’ın, her geçen gün, gümüş karşısında değer kaybetmesinden rahatsizım ben.

Evet, dünya üstünde olan güç, doğu’ya, islam coğrafyasına doğru kayıyor. Ama ülkede durum, nedense öyle olmuyor. Denizi, denizin maviliğini, güzelliğini, insanin balık ihtiyacını ne şekilde karşıladığını konuşmak yerine, küçücük bir su birikintisini, anlamsız bir şekilde dere yapıp, büyüdükçe büyütüyor, kutsadıkça kutsuyoruz. Bir süre sonra da, o kıytirik su birikintisi kendini okyanus zannedip, bu ülkeyi esir alıp, bu milleti boğmaya kalkıyor. Güneşin sıcakliğini konuşmak, o sıcakliğa şükür etmek varken, özü kin, nefret dolu, sahte yüzleri konuşup, o yüzleri, her zaman baş tacı ediyoruz.

Son zamanlarda, olan biteni izlerken, ‘’algı’nın fendi, olgu’yu yendi.’’ diyorum ben. Mesela, korona virüs sürecinde, vatandaşina kol kanat geren devlet değil de, adana’daki olan, daha doğrusu olmayan sahra hastahanesi konuşuldu. Karadeniz’de bulduğumuz 320 metreküp doğalgaz değil, ‘’2023 seçim gazı’’ algısı, daha çok konuşuldu, konuşuluyor. Bir başka örnek daha; milli iha, siha’lar değil, birilerinin inşa ettiği heykeller daha çok gündem oluyor. 86 yıl sonra, ayasofya’nın camii olarak açılmasi değil, papa’nın acı çekmesi değil de, küçücük bir kıza tecanüz eden, sahte şeyh daha çok konuşuluyor ve o şerefsizi, müslüman gösterip, islam’a leke atılmaya çalışılıyor.

Yani; algı ile olgu, her zaman savaş halinde. Ve şimdilik algı’nın fendi, olgu’yu yendi gibi duruyor ama; mücadelenin sonu henüz bilinmiyor. 

Ziyaret: 202

Yazar: omerali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir