Hakkımda

          Yüreğimi, yeni duyan ve duyacak olan, bütün yüreklere merhaba… adım ömer alikılıç. 1989 doğumluyum. %92 spastik engelli, ömür sermayesini sakarya sınırlarında tüketen, orta yaşlara doğru yol alan bir gencim… bedenimde, sadece iki organ çalışıyor. Biri koca hayatı sığdırdığım yüreğim, ikincisi de, her zaman baş tacı ettiğim aklım. Her zaman şükür ettiğim, bir diğer şey de, beni “ben” yapan ailem.

7 yılı amatör, 10 yıli yerel bir gazetede olmak üzere, 17 yıldır bir takım yazılar yazıyorum. Yani 14 yıldir, cümleler ile iç içe yaşıyorum. Ancak, ailemi tam anlamıyla anlatacak bir cümle, henüz bulamadım. Çünkü ailem beni, öyle bir şekilde hayata kattılar ki, bazen engelimi unutup, asi genç olmayi bile, kendimde hak olarak görüyorum… 1995 1999 yılları arasi, ailem beş kişiden oluşuyordu. 1999 depremi küçük kardeşimi bizden ayırarak yerine, ömürlük bir acı bıraktı. Ancak, ailece ilaç olarak gördüğümüz inanç ve zaman sayesinde hayata zorda olsa devam edebildik.

          Acıların, derecelerini görerek tanıdım hayati. Dışarıdan bakıldığı zaman, zordan bile daha zor, hiçbir yeri çalışmayan, etrafındaki insanlara yükten başka hiçbir anlam getirmeyen bir beden ile, toz toprak yolları, bir sürü çıkmaz sokakları olan, güzel günleri, zindan karası günlerin içinden büyüteçle bile zor ayıracağım, bir hayata “merhaba’’ dedim… çıplak göz ile bakılınca, sebepsiz, anlamsiz ve bir o kadar da, her günü çile olan, bir ömür verildi elime. Ne yazik ki ömür paketinde, değişim kartı da yoktu. Yani bana verilen ömür, tam olarak buydu. Ben de ister, her gün isyan edip, her zaman mutsuz olarak yaşayacaktım, ister olani kabul edip, elimde ne varsa ona şükredip ve her zaman hayata gülümseyerek bakacaktım…

          Benim hayatımın hammaddesine, bir tutam “engel” karışınca, çocukluğum okul ve oyun özlemiyle geçerken, gençliğim ise, bazen gezme, özgürce sohbet etme, bazen gece vakti çıkip, on dakika  avare avare yürüme ve bazen de, beni mecnun gibi, en sonunda hakka aşık edecek, bir aşk yaşama özlemiyle, kayıp gitti… Doksanların türkiyesi, sığ düşünceli ve etrafa at gözlüğüyle baktığı için, okul hayatım başlamadan sona erdi. Okuma yazmayı da, tahmin edeceğiniz gibi, ailemin yardımıyla öğrendim.

          Depremin yıktığı umutların, yine yeniden yeşerdiği ve ailemin, toparlanmaya başladığı günlerde,  yavaş yavaş hayati normalleştirmeye çalışıyorduk. Sonuç olarak güneş, hiçbir gün doğmaktan vazgeçmiyordu. İnsan, acıdan yanıp kavrulsa da, ekmek te istiyor, su da, giyinip süslenmek te istiyor, gezip mutlu olmak ta. Toprağın altına bir parçamızı koysak ta, nefes bizi bırakmadığı sürece, hayattan hiçbir şekilde kopulmuyordu. Deprem sonrası istanbul’da gittiğimiz rehabilitasyon merkezinde, spastik engelliler için üretilmiş bir bilgisayar programi ile tanıştığımda, hayatim batıya doğru akarken, doğuya doğru akmaya başlamıştı. Bu program “switch’’ denilen, yaylı cihaz ile kullanılıyor. Mesela ben bilgisayarda her şeyi, vurarak yapıyorum. Mausu da vurarak kullanıyor, yazılarımı da vurarak yazıyorum.  Sabır ve zaman isteyen bir program olsa da, bu program sayesinde, bazen konuşuyor, bazen ellerim cebimde, sessiz sokaklarda volta atıyor ve bazense, yüreğimde meltem rüzgarlari estiren, bir aşk yaşıyorum. Kısacasi ben, gerçek hayatta yaşayamadığım her şeyi, yüreğimin görünmeyen yerinden düşen, cümleler ve yazılarda yaşıyorum.

          Dünyaya, bir takim eksikler ile gelmişim. Dilim konuşmaz, ayaklarım yürümez, ellerim tutmaz şekilde başlamış dünya maceram. Ancak allah, ellerim, ayaklarim yerine iyi bir aile, konuşmaz dilimin yerine de, dolu akıl ve bir yürek vermiş sanki. İşte böyle biriyim ben. Dilinden tek bir cümle tanesi düşmese de, cümlelerle yürüyen, koşan, konuşan ve hayati, cümlelerle yaşayan biriyim. Şimdi bu veb sitesinde yüreğimi duyan yeni yürekler ile, hayati ve ülke gündemini paylaşmaya niyet ediyorum. Yeniden merhaba, yüreğimi duyan bütün yüreklere. Yeniden merhaba…

Ziyaret: 1421